Bu bütüncül gelişme basın-yayın hizmetlerini halkın okulları haline getirir, kalite yükselir ve çok kısa süre içinde okuma alışkanlığının sınırları aşılırken, basın – yayın kuruluşlarımız bölge ve hatta dünya ölçüsünde etkili, seviyeli basın-yayın hizmeti verme safhasına süratle yükselir.

VI. GELİŞMENİN MİLLİ EKONOMİ POLİTİKASI

1) Sanayi ve sanayi ötesi toplumu haline süratle ulaşma zarureti:
Türk milleti, kendisine refah sağlayacak sanayi toplumu haline gelme hareketinde dezavantajlara olduğu gibi, avantajlara da sahiptir. Türkiye’nin ümranı ve Türk milletinin refahı için vazgeçilmez şart olan sanayileşme hamlesinin süratle ve sağlıklı başarısını maddi çabaların temel hedefi saymaktayız. Bu hedef dışında, Türk milletine teklif edilen hedefleri milli çıkarlarımıza aykırı buluyoruz. Türkiye, sanayileşmiş ülkelerin daimi nüfuz alanında kalmaya mahkum tek yanlı bir tarım veya hafif metal, endüstrisi ülkesi hayali peşinde koşamaz. Türkiye’yi böyle bir ekonomik politika doğrultusunda yönlendirme gayretlerine itibar eden dostlarımız, uzun vadede bu politikanın sadece Türk milletine zarar vermekle kalmayıp, Ortadoğu’ya ve dünya barışına da büyük zararlar vereceğine kabul ve teslim edeceklerdir. Bağımsızlıklarına yeni kavuşmuş ülkelerde bile sanayileşme gayretleri en belirgin tercihlerin başındadır.
2) Türkiye’nin gelişmesinin dünya kuvvet dengesi içinde ele alınışı:

Artık çağımızda insanlık meseleleri inkâr edilemez ağırlıklarını göstermişlerdir. Sosyal ve ekonomik tezatların rahatsız ettiği bir dünya, insanların elbirliği ile temel tezatları çözmeye mecbur olduğu bir dünyadır. Sanayileşmiş ülkeler- sanayileşmemiş ülkeler tezadı, cihanşümül bir tezattır. Bu tezadın insancıl bir biçimde çözülmesi için ortaya konan çağdaş çözümler, en başta sanayileşmiş ülkeler aydınlarının ve kamuoyunun ve etkili liderlerinin yaklaşım çizgisini göstermektedir. Bu politik ve askeri maksatlar ve önyargılardan bağımsız olarak; sanayileşme vetiresine giren ülkelerin sanayileşme hamlelerini başarıya ulaştırmada müsait bir milletlerarası ortamın oluşacağı haklı ümidini kuvvetlendirmektedir. Artık dünyamızın , 18. ve 19. asrın fikirleriyle idaresi mümkün değildir. Bu görülmeye başlanmıştır. Türkiye, sanayileşme ve modernizasyon hamlesine bugün bu hamleyi başarmış birkaç ülke ile aynı sıralarda başlamış olmasına rağmen, bir buçuk asra yakın bir süredir, dahil olduğu medeni camia tarafından büyük ölçüde engellenmiş ve ne hazindir ki, bundan 64 yıl önce vatanını dahi kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya bırakılmıştır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde başlayan milli direniş bu tehlikeyi bertaraf etmekle kalmamış, Türk milletine ilerlemenin yollarını açan ve dünya sulhunun teminatı olan modern Türkiye’nin kurulmasını da sağlamıştır. Bu çabaların başarısı için Türk milletinin katlandığı fedakârlık olağanüstü büyük olmuştur. Geçmişin ıstırapları, Türk milletinin engin gönlünde sönmez ve silinmez düşmanlık hisleri bırakmamış, ama tarihin acı dersini daima hatırlamak Türk milleti için milli şuurun kaynaklarından biri olmuştur. Büyük değişim gösteren dünyamız, 18. ve 19. asır politikalarının zamanımızda geçersizliğini gösteriyor. Dünya sulhu, dünya problemlerinin çözümü, dünya milletlerinin hür ve gelişmiş milletler topluluğu haline gelmesine bağlıdır. Bu itibarla biz, sanayileşmiş ülkelerle sanayileşmemiş ülkeler tezadının çözümünde sanayileşmiş ülkeler katkısını bir yardım olarak görmüyoruz., bir görev telakki ediyoruz. Çünkü bilim ve teknoloji insanlığın müşterek malıdır. Bu yüzden ilim ve teknoloji transferini politik ve askeri maksatların dışında telakki ediyoruz. Anormal silahlanma yarışını nükleer gücün askeri maksatlarda kullanılmasını azgelişmiş ülkelere yapılan bilimsel, teknolojik transferin yetersizliğini tasvip etmiyoruz. Milletler arası camianın yüksek insani değerler etrafında yeniden organize edilmesini şart telakki ediyoruz. Milletler arası kurumların gerçekten bu hüviyete kavuşturulması mümkündür. Milletler arası adalet, milletler arası işbirliği, milletler arası ticaret ve kültür hayatı daha sağlam esaslarla kurulabilir.