İşte bu ıslahtır ki, gelişmenin milli çizgisini takipte demokratik iktidarları, kamuoyunun artan desteğine kavuşturan, millet- devlet ilişkisini sürekli yenileyen bir temel oluşturacaktır. Sosyal ve ekonomik hayatın demokratikleştirilmesi, demokrasimiz milli, sosyal ve ekonomik demokrasi haline ilerletecektir. Ülke demokratik yönetimini kesintili kılan ve fiiliyatta bütün yükü ve sorumluluğu bir zümrenin omuzlarına bırakan uygulamanın; tarihsel iç ve dış dinamiklerin anormal baskısı altında doğan problemleri çözme imkânından ülkeyi büyük ölçüde mahrum ettiği kanaatindeyiz. Demokrasiyi milli, sürekli, yaygın, sosyal, kültürel, moral ve ekonomik öz ve karakter kazandırmadığımız sürece, hiçbir hüsnüniyetli politikanın milli ve insani özelliğini uzun süre korumasının objektif imkânının mevcut olmadığı inancındayız. Türk insan ve toplumunun bütün alanlarında demokratik, milliyetçi, insancı ve sağlıklı gelişmesinin şartı, sürekli ve yaygın milli demokrasidir. Demokrasiyi zikrettiğimiz demokratik hedefler istikametinde ıslah çabasını, tüm gelişme ve büyüme projelerinin başarısının temel şartı olarak görmekteyiz. 12 Eylül’le başlayan demokratik düzenlemenin, ıslah çabalarında müstesna bir başlangıç ve temel oluşturduğuna inanıyoruz.

B) GELİŞMENİN PRENSİPLERİ

1) Gelişme hareketi bir bütündür:
Bir milletin düzeyi, ekonomik, siyasal, kültürel ve moral gelişmenin karmaşık bir bütündür. Zira bu hayat tarzlarının ayrımlanması ne kadar haklı esaslara sahip bulunursa bulunsun, sonuç itibariyle insani ve toplumsal bir gelişmenin, birbirini karşılıklı olarak etkileyen aynı bütünün parçalarından ibaret bulunduğu açıktır. Milli hayatın zikredilen alanlarındaki gelişmelerin, karşılıklı etkileri göz önünde bulundurularak, gelişme hamlesinin, top yekun ve ahenkli bir bütün halinde gelişme hedefine doğru yöneltilmesi gerekir. Keza, sadece ekonomik açıdan bakıldığında, sektörler arasında da, milli ekonomi hedeflerini gerçekleştirme konusunda karşılıklı etkileme söz konusudur. Bu yüzden bütün sektörlerin, milli gelişme hedefleri doğrultusunda demokratik işbirliği ve bütünlüğüne inanıyoruz. Tarım, sanayi ve hizmet sektörleri, fert, devlet, emek, sermaye, teşebbüs gibi işletme elemanları arasında prodüktif koordinasyonu, milli ekonominin tüm unsurları arasındaki korelatif ilişkinin zaruri bir sonucu olarak görmekteyiz.
2) Gelişmenin prime unsuru son tahlilde insandır:
Gelişme, bir imkan meselesi olmanın ötesinde, gelişmeyi, yükselmeyi sürekli ve sarsılmaz bir irade haline getiren insanın eseridir. Medeniyetlerin yükseliş ve çöküşlerinin temelinde, tabiat ve hayatın meydan okuyuş ve insanoğlunun karşı koyuş diyalektiği bulunmaktadır. Tabiatın, hayatın ve sosyal çevrenin meydan okuyuşuna insanoğlunun uygun cevabı, ancak aklının, ruhunun ve iradesinin eseri olabilir. Dünyayı düzenleme, maddi ilerleme, manevi yücelişin temel unsuru insandır. İlerleme, yüceliş ve gelişmeyi gerçekten gayesi haline getirmiş bir toplum için, iradesinin önünde duracak hiçbir engel tasavvur edilemez. İrade ve inanç sahibi bir toplum, en müşkül anda bile gayesini gerçekleştirecek imkan ve vasıtaları ortaya koymakta gecikmez. Her türlü gelişme insanla başlar, insanla biter. Devlet ve toplum, insanın maddeten ve manen gelişmesine ortam hazırlar. Bu yüzden ekonomik, sosyal ve moral gelişmenin temeli insandır. İnsan, gelişme ve yücelmeyi gerçekleştirebilecek bir değişim geçirmedikçe, hiçbir kalkınma hareketinin başarılması mümkün değildir.
3) Milli gelişme hareketinin zati karakteri Gelişim:

Değişimin sürekli bir ıslah iradesinin müdahalesi ile güzellik, iyilik, fayda ve hayır idesine yöneltilmiş özel halinden ibarettir.Gelişmenin tüm insanlara mahsus evrensel kuralları olduğu kadar, gelişme hamlesini başlatan toplumda, o toplumu bir toplum haline getiren maddi,beşeri ve manevi kuvvetlerin etkilerinden doğan, gelişmenin o topluma has karakteri, özel kuralları da mevcuttur. Bu yüzden gelişme soyut bir kavram değildir.